Depreme uçakta yakalanınca ne olur? 6 Şubat’ta bu plan devreye girdi: ‘5 ila 7 metre kayma var’

Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Türkiye, tarihinin en büyük deprem felaketinin ardından yaralarını sarmaya çalışıyor. Başta merkez üssü Kahramanmaraş olmak üzere 11 ili etkileyen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından bölgede bulunan yolların da zarar görmesi sebebiyle, yardımların önemli bir kısmı hava ve deniz yoluyla deprem bölgesine ulaştırıldı. Bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait askeri kargo uçakları başta olmak üzere Türk Hava Yolları ve daha birçok sivil şirkete ait uçaklarda kritik rol oynadı. Yine yurt dışından gelen yardım ekipleri de bölgeye kargo uçaklarıyla ulaştı ve tüm bu süreç havayolunun ve havalimanlarının ne kadar kritik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

İlk depremin ardından pistinde hasar oluşan Hatay Havalimanı’nın bir süre kullanılamaması, bölgeye ulaşım sağlanması konusunda kara ve deniz yolunu ön plana çıkarmış, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait helikopterler de çalışmalara destek vermişti. Pistin kısa süre içinde onarılmasının ardından Hatay Havalimanı, afet bölgesine yardım ulaştırmak ve tahliyeleri gerçekleştirmek için önemli bir merkez haline geldi. Uzmanlar, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğuna dikkat çekerek, afet sonrası yardımların ulaşması ve tahliyeler için hava yolunun ve havalimanlarının kritik bir rol üstlendiğine dikkat çekerek, deprem kuşağında bulunan şehirlere ait havalimanlarında yaşanabilecek olası aksaklıklara karşı yedek meydanların sürekli faal tutulması gerektiğini vurguluyor. Peki deprem anında havalimanlarında nasıl bir prosedür uygulanıyor? Deprem, seyir halinde olan uçaklar için bir tehlike teşkil ediyor mu? Uçak mühendisi ve havacılık uzmanı Muhammed Yılmaz ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Hava Trafik Kontrolü Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Şahin, Milliyet.com.tr için cevapladı.

UÇAKTAYKEN DEPREM HİSSEDİLİR Mİ?

“Yerin onlarca kilometre altındaki fay hatlarında oluşan hareketlilik sonucunda gerçekleşen depremler, yerden 10 kilometre yukarıda olan bir uçağı etkileyebilir mi? sorusunun ardından akla ilk gelen cevap ‘Tabii ki hayır’ olacaktır. Ancak bu kısmen doğru, kısmen de yanlış bir cevap” şeklinde söze başlayan uçak mühendisi ve havacılık uzmanı Muhammed Yılmaz, depremler sonucu açığa çıkan sismik dalgaların yalnızca yerde ve yerle temas eden yapılarda yayıldığına dikkat çekerek, bu dalgaların atmosferde yayıldıkça yoğunluk kaybı yaşayıp sönümlendiğini belirterek ekledi: 

“Zayıflama etkisiyle seyir irtifasında bulunan bir uçağın bu dalgaları hissetmesi pek olası bir durum değil.”

Bazı uzmanların deprem yaşandığı sırada bölge üzerinde bulunan küçük uçak ve helikopterlerin deprem sırasında oluşan sesleri hava aracının motor gürültüsüne rağmen duyulabileceğini iddia ettiğini belirten Muhammed Yılmaz, “Ayrıca deprem sebebiyle bir tsunami oluşursa, özellikle alçak irtifada seyir halinde olan uçaklar için beklenmedik türbülans geçişleri olabilir” şeklinde konuştu. Yılmaz, depremin havadaki bir uçağa doğrudan etki etmese bile dolaylı olarak etki edebileceğini ifade ederek, “Deprem anında yerde bulunan iletişim sistemleri zarar görebilir veya içinde bulunduğunuz uçak kapılarını kapatmış ve pist başı yapmış olabilir. Pist veya taksi yollarında oluşabilecek bir hasar uçak için tehlike oluşturabilir. İniş yapmaya hazırlanan ve son yaklaşmada olan bir uçak iş yerlerinin veya yüksek binaların arasında süzülüyor olabilir. Tüm bu senaryolar uçuş koşullarını olumsuz etkileyebilir ve uçuş güvenliğini riske atabilir” şeklinde konuşarak olası ihtimalleri sıraladı.

‘İNİSİYATİF KULEDE OLUR’

Uçakların depremden doğrudan etkilenmesi için iniş hazırlığında veya pistte olması gerektiğini ifade eden Muhammed Yılmaz, deprem anında iniş-kalkış yapan uçaklarla ilgili inisiyatifin hava trafik kontrol kulesinde olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Bu tür durumlarda genellikle uçağa pisti pas geçmesi yönünde uyarı yapılır. Ancak tabii deprem uçağın piste teker koyduğu anda yaşanırsa o sırada kulede de deprem sebebiyle bir panik hali yaşanıyor olabilir. Bu tarz durumlarda uçak kulenin yapacağı uyarıya göre hareket eder ve bu genel olarak pisti pas geçmek şeklinde bir uyarı olur. Çünkü depremin ne kadar süreceği, ne kadar zarar verebileceği kestirilemez. Bir de havalimanı koşullarına göre uçağın tekrar havalanamama durumu olabilir. Örneğin tek bir pist varsa ve bu zarar görmüşse uçak bir süre burada mahsur kalabilir. Depremde zarar gören Hatay Havaliman’ında Pegasus Havayolları’na ait bir uçak pist kullanılabilecek duruma gelene kadar burada mahsur kaldı. Eğer uçak inişin ardından pistte kalkış yapamayacak kadar yavaşlamış ve ilerlemişse de bu noktada alınacak karar duruma göre değişir. Yakıt kritiğine girmiş bir uçağın tekrar havalanması ne kadar güvenli olabilir? Böyle bir durumda inisiyatif yine kulededir fakat alınacak karar senaryoya göre değişkenlik gösterecektir.”

‘ACİL DURUM PROSEDÜRÜ UYGULANIR’

Eskişehir Teknik Üniversitesi Hava Trafik Kontrolü Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Şahin, deprem esnasında havalimanlarında görevli olan personelin ilk etapta kendini koruması gerektiğini ifade ederek, “Havaalanlarında farklı görevlerde çok fazla sayıda personel çalışıyor ve böyle bir afet durumunda her personel kendi görev yerlerinde olası bir olumsuzluk durumuna karşı Havalimanı Acil Durum Eylem Planı’na uygun hareket eder. Hava trafik kontrolörleri, pilotlar ile sürekli iletişim halinde kalarak, hava trafiğinin emniyetli, verimli, düzenli ve hızlı şekilde yönetilmesinden sorumludur. Özellikle yaşanan afet durumlarında uçuş operasyon sayısının da arttığı için çok daha titiz çalışılması gerekir. Kontrolörlerin görev yaptıkları meydan kontrol kulesinin de böyle bir afet durumundan etkilenmesi durumunda kulenin dışında da hizmet vermesi gerekebilir. Böyle durumlarda mobil kuleler/mobil komuta merkezleri kurulmaktadır. 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin ardından Kahramanmaraş, Adıyaman ve belirli bir süre için Hatay’da görevli olan kontrolörler, Havalimanı Acil Durum Eylem Planı’na uygun hareket ederek, elle taşınabilir boyutta olan hava-yer telsizini alarak, mobil komuta merkezine giderek görevlerine bu şekilde devam ettiler” şeklinde konuştu.

Peki deprem sonrasında uçakların iniş-kalkışları nasıl gerçekleşiyor, hava trafiği nasıl kontrol ediliyor? Böyle bir durumda operasyonların durdurulduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Şahin, “Apron-İşletme biriminden pist, apron ve taksi yolunun yani PAT sahalarının temiz veya operasyona uygun raporu alınana kadar trafik durdurulur ve iniş-kalkış halindeki uçaklar ikaz edilir. Kontrollerin ardından bir problem yoksa meydan tekrar trafiğe açılır. Eğer bir sorun varsa ilgili problemi çözmekle sorumlu birimle temasa geçilerek hızla onarım çalışmalara başlanılır. Bu sırada havacılık bilgi hizmeti sorumluları (AIM) ofiste çalışabilecek durumdaysa pistin ne kadar kapalı kalacağı, ya da ne zaman açılacağı ile ilgili bilgiler için NOTAM yayınlanır. Eğer ofis ortamında çalışmak mümkün değilse, gerekli bilgiler kontrolörler tarafından frekansı dinlemekte olan hava araçlarına verilir. Havacılık Bilgi Yayını’nda (AIP) ilan edilmiş olan bekleme noktalarına yönlendirilir. Çalışmanın uzaması ihtimali de göz önünde bulundurularak kontrolör, bekleme yapmakta olan trafiğin başka bir meydana yönlendirilmesi (DIVERT) için alternatif meydanla temasa geçer ve gerekli koordinasyonu sağlar” sözleriyle afet anında havalimanı trafiğinin nasıl işlediğini anlattı.

‘5 İLA 7 METRE KAYINCA TEKRAR KALİBRE EDİLDİ’

Depremin havada olan uçaklar için de tehlike teşkil ettiğine dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Şahin, “ATSEP birimi (Hava Trafik Emniyeti Elektronik Personeli) hava seyrüsefer cihazlarının çalışıp çalışmadıklarını kontrol eder. Eğer gerekliyse ilgili cihazların kalibrasyonu yapılır. Kahramanmaraş merkezli iki depremden sonra yeraltındaki levha hareketlerinden dolayı yeryüzünün 5 ila 7 metre batıya doğru kayması sebebiyle havalimanlarında bulunan seyrüsefer kolaylıklarının tekrar kalibre edilmesi gerekti” diyerek 11 ili etkileyen depremlerin ardından bölgedeki havalimanlarında yapılan bazı düzenlemeleri özetledi.

“Deprem anında hava seyrüseferinin emniyetini sağlamakla sorumlu olan personel panik olabilir veya hava seyrüsefer faaliyetlerini gerçekleştiremeyecek durumda olabilir. Hava seyrüsefer cihazları hasar alabilir veya geçici-kalıcı güç kaybı gerçekleşebilir. Hizmet vermekte olan hava seyrüsefer cihazlarında kalibrasyon kaybı yaşanabilir. Neyse ki biz yaşadığımız depremlerde böyle bir sorundan kaynaklanan bir kaza kırım durumu yaşamadık.” Doç. Dr. Özlem Şahin

Deprem sonrasındaki süreçte, depremden etkilenen havalimanlarındaki kontrolörlere, yaşanan zor şartlardan dolayı idari izin sağlandığını dile getiren Doç. Dr. Şahin, “İlgili havalimanlarına diğer havalimanlarından kontrolörler geçici olarak görevlendirilerek destek verildi. Kontrolörlük, bir ekip işidir, bu nedenle verilen destekler gönüllük esasıyla da hemen sağlanarak hava trafiğinin sürdürülebilirliği sağlandı. Hemen hemen her havalimanında bulunan mobil komuta merkezlerinin hava seyrüsefer faaliyetlerinin kesintisiz devamı için önemi kavranmıştır. Güncel Havalimanı Acil Durum Planları’nın olması ve havalimanı personelinin bu gibi afet durumları konusunda bilinçli olmasının da ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı” şeklinde konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir